Ramak Kala

Tam da unutulmaya yüz tutmuşken o kahverengi gözlerin, tam da sesin artık çınlamazken tüm benliğimde, yeniden çıkıverdin karşıma. Bütün ışıltısıyla gözlerin, gözlerimdeydi; yine duyar oldum yürek çırpınışlarımı. Sesin, bütün çıplaklığıyla yine sarıyordu benliğimi. Seni yeniden görmek, işitmek; tam da unutmaya ramak kala.

Merhaba, dedin; -sesimin çıkmamasından ya da titremesinden korkarak- merhaba, dedim ben de. Bir an bir ruya mı acaba, dedim ki sen gittiğinden beri hep uyukluyorum sevdiğimiz şarkıyı dinlerken; korktum, seni düşünürken uyuklamış olup bir ruya olmasından korktum. Elini uzattığında; işte, dedim; şimdi anlarız. Sıcacık ellerin vardı, tarifi ya da hayali imkansız bir duygu uyandıran, ince, uzun parmaklı ellerin. Sendin.

Bir şeylerden bahsettik, hatırlamıyorum; en karanlık gecelerimi aydınlatan kahverengi gözlerinin seyrindeyken, hayatın anlamıymış gibi gelen kahkahalarını o sensiz günlerimin inadına tüm benliğime yayarken, asla resmedilemez gülümsemeni ruhumun derinliklerine saklarken bir şeylerden bahsettik; hatırlamıyorum. Sanırım on beş dakika kadar, ayaküstü, bir şeylerden bahsettik; inan hatırlamıyorum.

Tam da unutmaya başlamışken seni…

Tüm benliğimde, ruhumda sana büyüttüğüm o şeyin tepesine binmiş, sıkmıştım boğazını; bir yerlere saklanıp hala kesik kesik nefesler alarak yaşamasından korkuyordum ki… Her geçen günümün daha bir ıstıraplı olmasına aldırmayarak, günde kaç paket sigara içtiğimi saymayarak ve seni düşünmemek için kendimi unutarak yok ediyordum içimdeki seni.

Ekmek gibi, su gibi ihtiyacım var sana, biliyorum; gözlerin, sesin, gülümsemelerin olmadan kaybederim herkese ve her şeye olan inancımı. Senle olan ölümden korkmuyorum sevgili; sensiz ölmek fikri asıl ürperdiğim. Son birkaç nefesimden önce seni görememek…

Herhangi bir sıfatı yakıştıramadığım ey sevgili, sensiz bir benden söz etmek bile ahmaklık iken; biliyorsun, mecburdum. Seni sevmek yasaktı. İçimdeki bu şey, daha doğduğu gün idama mahkumdu.

Ve günah gecesi: Ellerin ellerimde, gözlerin gözlerimdeydi; dudakların dudaklarımdaydı nefeslerimiz kesilinceye dek.

Her şeye rağmen unutmaya tam da ramak kala, yeniden çıkıverdin karşıma; yakmışken bütün gemileri, yangını küle çevirmişken. Söyle ey sevgili, dertsen derman ol, söyle; nasıl unutur insan seni? Bir tahta parçasına tutunup sen sahiline dönmek midir; bu aşkın, küllerinden doğmasını seyreylemek midir yoksa, kaderim?

***

Hani artık esirgiyorsun ya gözlerini, sesini; nefes aldığını bilmek yaptım yaşam sevincimi.