Pervanenin Kanatlarında

İskender PALA’ nın Kitab-ı Aşk’ ından insanın içini ısıtan Pervanenin Kanatlarında adlı hikayesini paylaşmak istedim, buyrun:

Pervanenin Kanatlarında

Günlerdir gökyüzünü istila eden kara bulutlar arasından tesadüfen görünen kuşluk güneşinin cılız sıcaklığını sert kuzey rüzgarlarının sürükleyip götürdüğü Limni, belki de tarihinin en büyük soğuklarından birini yaşıyordu. su kaynaklarıyla birlikte meyveler , sebzeler hatta zahire ambarları da donmuş, halk çekilen bu sıkıntıyı Kont Orlof’ un , hala acısı yüreklerde hissedilen Limni kuşatmasındaki kıtlık günlerine benzetmeye başlamıştı. Rum olsun , Türk olsun , günlerdir kiliselerde ve camilerde ALLAH ‘ın merhameti için yalvaran insanlar gitgide çoğalmış , nihayet Mondros’tan gelen papaz efendi ile ulu caminin imamı birlikte halkı toplu duaya çağırmışlar , çocuklara başları açtırılmış , göğüs hizasında birleşen veya göklere açılan minicik ellere artık kar yerine Allah’ ın lûtfunun yağması için yakarılarak bir gün daha geçmişti.

Hergünkü kalabalığın yine umutsuz adımlarla dağılmaya başladığı sırada, bulutların altı küçük bir çocuğun sevinç dolu sesi doldurdu:

-Gemi! Gemi geliyor! Orda bir gemi geliyor!….

Gerçekten de iskele istikametinde üç ambarlı bir kalyonun geldiği görülüyordu. Günlerdir yakarıp dua ettikten ve kıtlığın ancak ilahi yardım ile son bulacağına bu derece inandıktan sonra denizde gitgide silüeti yaklaşmakta olan bir kalyondu bu. O anda uğultuyla iskeleye akmaya başlayan kalabalığın, gördükleri kalyonun, Dersaadet’ ten kendilerine yardım getiren bir gemi olduğuna kanaat getirmeleri için toplu bir imamın havarileri olmalarına gerek kalmamıştı.

Siyah rahibe giysileri ve elinde zikir tesbihiyle Despina Anne, iskele yokuşunu inerken kalbimin derinlerinde bir yerlerde, çeyrek yüzyıldır hissetmediği bir heyecanın varlığını keşfettiğinde, böylesine derin bir hüznü en son on sekizinde bir tazeyken hissettiğini düşündü. Zaten ondan sonra kalbini derin bir hüzün kaplamış, ruhunu arıtmak için o zamanlar kapandığı manastır hayatı boyunca da hiç bu denli coşkulu olmamıştı. İçini yokladığında , yüreğinin denizden en son çıkardığı balık kadar çıplak, ama yine o balık kadar telli pullu bir neşeyle olduğunu fark etti ve “Tanrı şu sabilerin dualarına cevap verdi, Devlet-i Aliye tebaasını yine unutmadı!” diye geçirdi içinden .

İskeleye doğru, aynı emri alış askerler misali bir kütle halinde koşuşan bu insanların umutlarının, tıpkı önde giden bezirgan Toma Tomaidis, balıkçı Eğriburun Hasan Reis, Terzi Topal Pavilli, İmam Seydi Efendi veya Mühtedi Uzun Ömer (Ömeraki) Ağa’ nın hayalleri gibi donup kalması hiç de uzun zaman almadı. Buralarda herkes gemilerin sancaklarına bakarak hamulesini kestirebilirdi çünkü sonra da içinde ne çıkacağını tahmin eder, hazırlığını ona göre yapardı. Yüreklerin sahili kımıltısız bırakan buzlar misali donması, yaklaşan kalyonun bir hapishane gemisi olmasındandı. Az sonra inden adaya refah yerine bir kat daha sefalet, sevinç yerine biraz daha korku ve çığlık boşalacaktı. Bir tek Despina Anne umutsuz olmadı. İçindeki heyecanın sürdüğünü fark etti: “Gelen mahkumların da hidayete ihtiyaçları var mutlaka!” diyordu.

Hikayenin tamamını buradan indirebilirsiniz.